19 Mayıs 2008 Pazartesi
15 Mayıs 2008 Perşembe
BENİ SEV, ONU SEV, BİZİ SEV ….
Sevenin halinden sevenler anlar demiş Orhan baba ama bu devirde oda zor artık gerçek sevgi yok denecek kadar az. 24 saat süren evlilikler, anlık aşklar, bitmek tükenmek bilmeyen kavgalar, kendini beğenmişlikler, şu kısacık ömrümüz de neden doyasıya aşk yaşamak varken armudun sapı üzümün çöpü deriz anlamıyorum. Neden burnumuz havalarda olur halbuki hayat o kadar güzelliklerle dolu ki… Halim bahadır bir yazısında ‘gülümsemeyi asla unutma senden bir tane daha yok bu dünyada ‘der gerçekten de öyle başka bir kopyamız olmadığına göre neden doyasıya yaşamıyoruz hayatı…
Ben birini sevdiğimde içim titremeli, bakışlarım ona kenetlenmeli, bakışlarından ne demek istediğini anlamalıyım. Üstelik bunu karşılık beklemeden yapmalıyım ki bu gerçek sevgi olsun. Sadece bir erkeğe duyulan sevgiden bahsetmiyorum ailen, akraban, dostların herkes için söylüyorum Kısaca herkesi sev sevdiğin kadar sevil…
Bazen sevdiğin kişilerin duaları ayakta tutar seni bazı olaylar olur hani şu ucuz kurtuldum dediklerinden aslında o ucuz kurtuluşlar sevdiklerinin dualarıdır. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendini sevebilmeli insan eğer ben kendimi seviyorsam demek ki yaşamak benim için her şeye rağmen güzel karamsarlık olmayacak mı üzüntü olmayacak mı hayatımızda tabiî ki olacak onu da yüreğinin sevgisiyle silebilmeli…
Sevmeyi ceninken öğreniyoruz sevgiyle besleniyor büyüyoruz sonra ne oluyor da bu sevgi gidiyor. Aslında gitmiyor sadece bir örtünün altına saklanıp birinin o örtüyü kaldırmasını bekliyor. Eğer birinin içindeki gizli sevgileri ortaya çıkarabiliyorsak ne mutlu bize gizli özne düşünün sorularla ortaya çıkarırız onu neden gizli sevgide öyle ortaya çıkmasın. Tek bir söz bile bazen ortaya çıkarır her şeyi ne demişler. ‘Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.’ birini sevmek için hayatın geçmesini beklemeyelim hayat öyle hızlı geçiyor ki bunu ancak geçip gittiğinde anlıyoruz. Onun için birini sevmeyi ertelemeyelim çünkü yarın çok geç olabilir…
Sevgi dolu günler …
14 Mayıs 2008 Çarşamba
NELER YAPTIM? E BAKIN BAKALIM
Yoğun günler geçirdim bu ara ve yine blog yazamadım. Aralıklı oluyor ama vakit buldukça kendimi sıkmadan yazmayı tercih ediyorum. Öncelikle başta kendi annem olmak üzere tüm annelerin günleri kutlu olsun pek sevmem böyle günleri belirtirim de tepkilerimde onun için 3 4 gün geçtikten sonra yazma gereği duydum her gün kutla ama o gün kutlama protesto ediyorum kardeşim var mı diyeceğiniz neden mayısın 2. haftası Pazar onu anlamıyorum ben ona tepkim yani başka bir şey sanmayın ben genel olarak bütün günlere karşıyım. Öğretmenler günü, anneler günü ,babalar günü birini sevmenin günü olmaz ben birini sadece bir gün hatırlamışım ne önemi var. Bence hiçbir önemi yok her gün hatırlıyorsan o insanı gerçekten seviyorsundur…
****************************************************************
Ayakkabı aldım hem de sarı hiç sevmem dediğim şeyleri sevmenin yaşı galiba 22 ben öyle düşünüyorum dantelden nefret eden ben artık dantel örenlere hayranlıkla bakıyorum sarıdan nefret ederim üstüme sarı bir şey asla giymem diyen ben şimdi görün üstüm sapsarı hayat değiştiriyor galiba bizi de zevklerimizde değişiyor zamanla her şeyin bir gün değişeceği gibi değişmeyen tek şey değişimin kendisiymiş çok doğru…
****************************************************************
Anneannemler geldi tarih kokan bir yerden tarih havası getirdi bana söğüt Osmanlının kurulduğu yer çok sevdiğim huzur duyduğum yerlerden biri eğer ben tarih aşığım derseniz mutlaka gidip görün derim pişman olmazsınız. Anneannem sadece tarih kokusu mu getirdi cık zaten onlar her geldiğinde elleri dolu gelirler e bide anneannem gelmiş patlıcan yemeği yaptırmam lazım kendisi sayesinde patlıcan yemeğe başladım teşekkürler anneanne…
Ee dedemden bahsetmek yok mu saatlerce oturup muhabbet ederim bir dakikasından bile sıkılmam küçükle küçük büyükle büyük olabilen yegane insanlardan biridir dedem
Hoş geldiniz evimize…
Komik bir rüya gördüm ilkokul arkadaşlarım Hatice ve elif bize gelmişler ben onları dpü ye gezmeye götürüyorum gezerken Hatice ayakkabısını kaybediyor ve biz onu arıyoruz rüya tabirlerine bakıp yorumlarını yazarım buraya ama rüya tabirine bakmadan ben bir yorum yapayım dost başa düşman ayağa bakarmış Hatice bence düşmanı kaybettin ne mutlu sana ya ben rüya tabiri işine mi girsem rüyalarınız yorumlanır…
****************************************************************
Akşam bin bir geceyi seyrederken bir şey dikkatimi çekti ya bu dizilerde masadan kalkarken niye hiç hesap ödemezler bu diziler gerçek hayatı yansıtmıyor kardeşim sıkıyorsa gerçek hayatta hesap ödemeden kalk bakalım ne yaparlar adamı be…
Hepinize mutlu günler dilerim biraz geçişli bir yazı oldu ama içimden gelen bu geçiş günümdeyim kardeşim…
08 Mayıs 2008 Perşembe
İLGİNÇLİK VAR
Sizlere bir hikaye anlatacağım bu hikayede bir ilginçlik olacak bakalım bulabilecek misiniz?
Adamın biri işten yorgun gelmiştir. Karısı evde bütün gün onun gelişini beklemiştir. Ve iki adette sinema bileti vardır kadının elinde eşine söyler eşi de çok yorgun olduğu için mırın kırın eder ama eşini kırmamak adına kabul eder ve sinemaya giderler film de romantik bir filmdir ve adam çok sıkılmıştır ve uyuyakalır rüyasında eski devirlerde yaşamaktadır ve bir çok insan öldürülmektedir kendiside esirdir ve herkesi sırayla asmaktadırlar sıra kendisine gelince sinemada bir anda çığlık adam ölmüştür arkasındaki adam bizim adamı bıçaklamıştır
Hikaye bu size bir kopya ölüm nedeni değil ilginçlik oraya takılmayın…
07 Mayıs 2008 Çarşamba
TÜRK FİLMİ TADINDA
Bide zengin kız fakir erkek vardır baba esas oğlanı istemez para teklif eder paralar yüze çarpılar falan olayı şimdiye çevirelim parayı erkek alır bir kere hatta arkasına bile bakmadan çeker gider çünkü maddi sıkıntı içindedir ülkede enflasyon var bulmuş parayı alır mı alır kardeşim yada senaryoyu şöyle değiştirelim şimdi dolandırıcılık diz boyu ya kız çok sevdiği ama fakir bir arkadaşıyla anlaşır ve babasına onunla kaçacağını söyler baba kızını kurtarmak için oğlana para verir ve oğlan parayı kabul eder şimdi olayın birinci boyutu bu bide ikinci boyutu olsa bide baba kendine bir manita bulmuştur kızını başından atmak ister ve kaçmalarına göz yumar düşün o fakir çocuğun halini kendine bakmıyordu biri daha çıktı mesela oda kötü olsun kızı satsın yada başka bir format kız oğlana aşık olsun bileğini gücüyle çalışsın dayak yesin ama kocasına baksın… nasıl kaç şekle çevirdim filmi
Ayşecik Ömercik alicik Fatmacık gibi cik ekiyle sevimli hale getirildiği düşünülen karakterler vardır Ömercik hep öksüz veya yetimdir Ayşecik hırsızdır yada köylü kızıdır polyanıcılık oynar ikisi aynı filmdeyse bilin ki o filmde bir kötü vardır ve ikisini çalıştırır halbuki bu filmde şöyle olsa ya çalıştırdıkları adamı tuzaklar hazırlasalar ve elinden kurtulsalar…
Kötü karakterleri kaldırdığım yetmezmiş gibi filmlere başka boyut kazandırdım bence güzel oldu tabi takdir yine sizlere ait hayat film tadında değil arkadaşlar ya da her şey bir sahnede çözülmüyor hayatımızda hep Cüneyt arkın gelip bizi kurtarmıyor aksine erol taş bize bakıp pis pis gülüyor nedense…
Kendinize iyi bakın bugünlük bu kadar…
06 Mayıs 2008 Salı
İYİ DİLEKLERİM VAR
Aşık olmak istiyorum bulutların üstüne çıkıp bir daha inmemek anı yaşamak istiyorum. Kalbim yine çarpsın mümkünse temposu hiç düşmesin istiyorum. Evde sabahlara kadar film seyredip doyasıya ağlamak istiyorum. Çok şey mi istiyorum söyler misiniz?
Monotonluğun içinde hapis olup yaşarken benim koğuşuma da güneş girsin gardiyan beni affetsin istiyorum. Şarkılar bestelemek dans edip sarhoş olmak hayal kurup uyanmak yüzüme buz gibi sular serpmek doyasıya bağırmak öldüresiye kadar koşmak istiyorum… kısaca yaşarken cennet istiyorum yaşamak her şeye rağmen güzel…
Güneş bir dakika kendini dünyadan çekse ay bir gece geç çıksa denizde dalgalar olmasa ne olurdu halimiz düşündünüz mü?
Kıymetini biliyor muyuz bu olanların pek sanmıyorum nasılsa varlar diye geçiştiriyoruz sadece bunlar için mi yooo her halükarda her şeyi geçiştirdiğimiz kesin nasılsa var yan cepte diyoruz kim biliyor yarın yaşayacağını bırak yarını 5 dakikaya yaşayacağını hiç kimse bilmiyor.
Yürüyebilmenin, koşabilmenin, görebilmenin, aşık olabilmenin yemek yiyebilmenin kısaca hayatın tadını bilmek lazım ‘bazen pişman olurum diye yapmadığımız şeyleri yapmadığımız için pişman oluruz’ (Duygu Asena) pişman olmamak için hayatı yasaklarıyla yaşamak lazım yasaklar bizler olduğu için var…
Dün gece beni seven ve benim sevdiğim herkes için tek bir dilek diledim sağlık mutluluk ve yaşama sevgisi hayatlarından eksilmesin dedim olur ya belki dileğim kabul olur
Bahar bayramınız kutlu olsun ve her baharınız bir öncekinden güzel geçsin…
05 Mayıs 2008 Pazartesi
HIDRELLEZDEN S.L.İ. YE
Hıdır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olarak bilinir. Fakat bence bahar bayramı demek daha doğru ateşler yakılır. Paskalya yumurtaları yapılır. Toprağın üstüne şekiller çizilir iyi dilekler dilenir severim ben hıdırellez leri eski oturduğumuz yerde ateş yakar üstünden atlardık. Ateşe patates atar onların pişmesini sabırla beklerdik. Annelerimiz oturup muhabbet ederler bizse saklambaç gibi çoklu oyunlar oynardık ne güzel günler geçirmişiz. Üstelik geçerken kıymetini bilememişiz o güzel günlerin kimler geldi geçti hangi insanlar girdi hayatımıza ama ben o lojmalardaki sıcak insan ları bulamadım. Üstelik ayrılırken bir tek kişinin bile bizi geçirmemesi ne acı dimi 13 yıl dile kolay bir ömür yapar. Bizimle beraber eskidi o evler ne günler ne insanlar geçirdi o koca apartman ne kavgalar duydu da kimselere söylemedi. Gıkını bile çıkarmadı oradan geçerken acı duymuyor muyum evimize bakıp iç geçirmiyor muyum sanıyorsunuz? İlkokul, ortaokul, lise, üniversite hayallerim o evde, o bahçede, o insanlarla geçti.Özlemiyor muyum…
Ateşler yakar şarkılar söyler oyunlar oynardık nice çocuk sesleri yankılandı o s.l.i. bahçelerinde kimler geldi kimler geçti sayısını hatırlamıyorum bile bizde geldik geçtik tıpkı hayat gibi yaşadık gidiyoruz sızlanmaya ne gerek…
Eski tadı yok dediler komşular olur mu orası insanlarıyla güzeldi. Hatice teyzem, emine teyzem, Halide teyzem, Neriman teyzem gece gündüz demeden kapılarını çaldığım insanlar sizleri özlemiyor muyuz? Sanıyorsunuz hele Neriman teyzenin bir yılbaşı akşamı (babam hastanede) çocuklar evde aileleri yok yanlarında bize gelirlerse belki keyifleri yerine gelir. Demesini ve bizi evine götürmesini, Hatice teyzenin kalemimi bıçakla açışını, Halide teyzenin zehirlendiğimde bana yoğurt yedirmesini, emine teyzenin bacağımı bisiklet ezdiğinde panik olup annemi aramasını nasıl unutabilirim…
Yaşadığımız güzellikler bir kalemde silinir mi yok silmedim zaten silemeyiz de annem çiçeklerine isimler takar hepside eski komşularımızın isimleri kimlerden aldıysa onların isimlerini verir çiçeklere böyle hatırlar yaşadıklarımızı…
Kimi komşularımız hala orada ara sıra gideriz ziyaretlerine ama dedikleri gibi tadı tuzu yok hiçbir yerin her köşesinde bir anım saklı oysa o bahçede küçük çam fidanı kar yağdığında oyuncağımız olur onu sallardık yanındaki taşlara tebeşirle ya da kiremitle çizer sek sek oynardık. Ayşe teyzeden su istememiz onunda bıkmadan bize su vermesi aşağıdan annelerimize bağırıp anneeeeeeeeeeeee ben 1 saat daha oynayabilir miyim dememiz unutulur mu?
Artık bakıyorum da çocuklar dışarı çıkmıyor neden mi nedeni belli devir teknoloji devri söyler misiniz hangi bilgisayar akşam tedi der ya da hangi play station evli evine köylü köyüne evi olmayan sıçan deliğine diye bağırır ya da hangi wi çanak çömlek patladı der duyamadım hiç biri dimi? Ne yazık ki hiç biri
Hıdırellez eskiden vazgeçilmezimdi oysa şimdi değil hıdırellez de dileğim ne olur benden sonraki nesil ben kadar güzel bir çocukluk geçirsin ve o günlerini asla unutmasın …
facebooktan kurduğum gruba buradan bakabilirsiniz



